
Yaşamayı ve yaşlanmayı düşündüğü yerdedir o. Garip bir iç hesaplaşmanın ortasında, insan kendini rakamlarla baş başa buluyor. Geride bırakılan 35 yıl gayet uzun bir süre; çocukluk ise sanki bambaşka bir hayatın parçasıymış gibi, uzak ve bulanık. Önünde belki bir 35 yıl daha var. Ve hayatının geri kalanını geçireceği yerde duruyor. Bodrum'a yerleşmek fikri güzel, kuşkusuz. Peki şimdi ne olacak?
Bu kez buraya gezmek için gelmedi. Kök salmak için geldi. Bakalım neler olacak.
Bodrum'a Yerleşmek
O yazıyı kaleme aldığı günü hâlâ hatırlıyor. Bodrum'a yeni varmış, heyecan taze. Kardeşi iki yıl önce geldiği için hem kardeşi hem de arkadaşları bu yolculukta hep yanında oldu. Bodrum'a taşınmak üzerine rehber niteliğinde bir şeyler yazabilmek içinse tam iki yıl geçmesi gerekti; çünkü önce yaşaması, sindirmesi ve anlaması gerekiyordu.
Kendini Benjamin Button gibi hissediyor. Hayatta radikal bir değişiklik yapıldığında üç beş yıllık hayaller kurulmaya başlanıyor; ama yarını planlamak neredeyse imkânsız hale geliyor. Rafting yapan biri gibi, akışa bırakmaktan başka seçenek kalmıyor. Daha çok hayatta kalmaya çalışılan bir süreç gibi bu.
İstanbul'dan gelecek olanlar için iyi bir haber var: Bodrum'da İstanbul'un kaotik dinamiklerinden kurtulmak mümkün; üstelik o kozmopolit zenginlikten de vazgeçmek gerekmiyor. İki dünyanın en iyi yanları bir arada bulunabiliyor bu yarımadada.
Dostoyevski, Suç ve Ceza'da şöyle der: "Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı; çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir." Bodrum'a yerleşmek bir suçun cezası mı, yoksa hâlâ dünyanın bir köşesinde var olan ve sığınılabilecek bir cennetin keşfi mi? Bunu zaman gösterecek.
İstanbul'dan Bodrum'a Yerleşmek
Biraz kuşkucu hissetmek son derece anlaşılır bir şey. Ayakkabı boyacılarının bile çakal kesildiği bir büyükşehirden, insanların kendini görece rahat ve iyi hissettiği bir Ege kasabasına gelindiğinde, bu şüphecilik doğal bir savunma refleksi gibi devreye giriyor.

İşlerin yoğunluğu ilk aylarda onu evine ve tasarımlarına hapsediyor bir süreliğine. Bodrum'a yerleşmek, bir gecede Bodrumlu yapmanın mucizesini gerçekleştirmiyor elbette. Ama o pespaye yaz ortamlarının Eylül itibarıyla sona erdiğini öğrenmek, bünyesinde beklenmedik bir rahatlama yaratıyor.
İlk günden itibaren müdavimi olunabilecek yerler keşfediliyor zaten. Kule'de kafasındaki insanlar var. Mandalin'de Necati ve Saykolar'ı izliyor; eğlence açısından hiç de fena değil. Halikarnas'taki Mavi de bu keşfedilenler arasında. Zeki Müren Müzesi için ayrı bir yazı planlıyor; Bodrum'da yaşamını tamamlamış, var olmamızı anlamlandıran özel insanlar her zaman ilgisini çekiyor.
Şöhretleri hiç parlamamış, gölgede kalmış olanlar da az değil bunların içinde. Onların öykülerinin peşine de düşecek bir ara. Zaman bol, acele yok; önünde daha 35 yıl var. Yarın her şey bitse bile, en azından güzel hayaller kurmuş ve Bodrum'a yerleşme fikrini denemiş biri olacak.
Bodrum'a Kim Gelir?
Bodrum'a gelen insanların neredeyse hepsinin bir nedeni vardır. Yaz sezonunda üreme mevsiminde gelenler ya da dönemlik iş bulmak için köyünü bırakanlar bu yazının odağının dışında kalıyor.
Asıl odak, Bodrum'a yerleşmek ve yaşlanmak için gelenler. Profesyonel yaşamdan bezmiş olanlar, büyük şehrin insanı yaşarken tükettiği kaosundan kaçanlar, işleri ters giden patronlar, ilişkisi biten ve kendine liman arayanlar ya da varoluş sorusunun cevabını aramaya gelenler… Hepsi farklı bir kapıdan giriyor; ama aynı kasabada buluşuyor.
Kendine Zaman Tanımak Gerek
Bu kategorilerin hepsinde kendini az az buluyor. Harekete geçiren etken belki daha baskın olsa da düşüncenin mayalanması ve olgunlaşması zaman alıyor. Tek bir neden ağır basmıyor işte bu yüzden.
Buraya geldikten sonra nedenler anlamını yitiriyor. Geçmişle yaşanmıyor. Arkaya bakarak öne yürünmüyor. Geleceği planlamak ise fazla karmaşık. Bu farkındalık, anı yaşamaya itiyor insanı. Andan keyif alma becerisi yavaş yavaş kazanılmaya başlanıyor. Broadway'in o sevilen Disney müzikalindeki gibi: "Hakuna Matata." Güney Afrika dilinden Türkçeye tam karşılığıyla çevrilince anlam buluyor: 'Kafana takma.'
Nerede yaşanırsa yaşansın, hangi karar verilirse verilsin ya da henüz verilememişse, hayatı mutsuz eden ne varsa — bazen o şey bizzat kişinin kendisi de olabiliyor. Bunu var olmanın bir parçası olarak görüp sorun haline getirmemek gerekiyor.
Yaşamak biraz da bu: durmamak, devam etmek. Bisiklete binmek gibi; durulursa düşülür. Bodrum'a yerleşmek iyi bir fikir mi? Bunu zamanla görecek ve aktaracak. Mottosunu şimdiden belirledi: "Hakuna Matata."