
Bodrum'un göz alıcı kıyılarından uzaklaşıp Yalıkavak'ın tepelerine doğru tırmanıldığında, bir zamanlar hayat dolu olan, şimdi sessizliğe gömülmüş Sandima Köyü karşıya çıkar. Bodrum'un kaybolmaya yüz tutmuş taş köylerinden biri olan bu yer, geçmişin fısıltılarını hâlâ taşıyan, oldukça özel bir coğrafyadır. Kime sorulsa gözlerini kıstırıp uzaklara baktığı, ama tam yerini bir türlü söyleyemediği bu eski terk edilmiş köy, Yalıkavak'ın hemen yanı başında durur.
Sandima Köyü Tarihi
Sandima'ya ilk adım atıldığında hemen fark edilen şey şudur: köyün her yerinde bir temizlik, bir el değmemişlik hâkimdir. Ne yerlerde bir izmarit, ne meşrubat kutusu, ne de çöp. Bu huzur, aynı zamanda köyün kırılganlığının da işaretidir; zira bir kez keşfedildiğinde bu dokunulmazlığın bozulabileceği endişesi, onu tanıyanların zihninden hiç çıkmaz. Nitekim Cennet Koyu'nun akıbeti bu kaygıların ne denli yerinde olduğunu göstermektedir.
Partinapas Kayası'nın güney eteklerine kurulmuş olan Sandima, aslında Yalıkavak'ın eski yerleşiminin adıdır. 600 yıllık bir Türkmen köyü olan Sandima, 1960'lardan itibaren aşamalı biçimde boşaltılmış; halk aşağıya, Yalıkavak'a göç etmiştir. Günümüzde köyde harabe hâlindeki onlarca ev ve sağlam duran tek bir köy okulu bulunmaktadır.
Sandima, 600 yıllık geçmişiyle Rum ve Yörük Türklerinin ortak yerleşim alanı olarak bilinir. Yalıkavak'ın henüz küçük bir balıkçı kasabası bile olmadığı dönemlerde, korsan saldırılarından korunmak amacıyla yüksek ve iç kesimlere kurulmuştu. Taş evleri, dar patika yolları ve Yalıkavak körfezine hâkim konumuyla Sandima, hem doğal hem stratejik bir yaşam alanıydı. Köyün Rum nüfusu, 1923'teki Mübadele döneminde Yunanistan'a göç etti ve yerlerine Türk mübadiller yerleşti. Ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, su sıkıntısı ve modern yaşamın sahil kasabalarına kayması köyü yavaş yavaş ıssızlığa teslim etti.
Nasıl Gidilir?
Sandima Köyü'ne ulaşmak için Bodrum Yalıkavak Belediye binasının yanından sola dönüldükten sonra yaklaşık iki kilometrelik dar ve toprak bir yol takip edilir. Yolun ikiye ayrıldığı noktada sol kol yukarıya, köyün içine doğru çıkar. Bodrum merkezinden araçla yaklaşık 30-40 dakika süren bu yolculuk, kendi başına da keyifli bir deneyime dönüşmektedir. Köyün çevresinde park yeri bulmak mümkün olmakla birlikte yoğun dönemlerde bu alan kısıtlı kalabilmektedir.

Köyde Tek Yaşam Belirtisi: Nuriş Sanat Evi
Koskoca köy, yıkık dökük evleriyle yarım asırdır kendi sessizliğine gömülmüş durumda. Sandima'da yaşayan tek hane, İsmail Erkoca ile Nurten Erkoca çiftine ait Nuriş Sanat Evi'dir. Erkoca'ların köye yerleşmesi yedi yılı aşkın bir süre önceye uzanır; o günden bu yana yıkıntı hâlindeki taş evi, rüzgâr ve güneş enerjisiyle çalışan bir sanat merkezine dönüştürmüşlerdir.
Girişte yer alan "takılarından ve takıntılarından arın da gel" tabelası ile içeride yazılı olan "sevgi varsa ne uyruk kalır ne de buyruk" ve "sevgi eğersiz yaşanan andır" ifadeleri, bu çiftin hayat felsefesini açık seçik dile getirir. Peki bu mekânı bu denli özel kılan ne? Belki de modern dünyanın gürültüsünden kopararak insanı yalnızca var olmaya davet etmesi.
Geçmişte Sandima: Hayvancılık, Zeytincilik ve İki Mahalle
Yarım asır önce hayvancılık ve zeytinciliğin sürdürüldüğü bu köy, oldukça dik ve dar bir vadinin böldüğü iki mahalleden oluşmaktaydı. Bugün bütünüyle terk edilmiş bir harabe görünümü sunan Sandima'da, kültür bitkilerinin oluşturduğu flora korunmuş; köyde yaşam sona erdiğinden bu yana bitki örtüsü daha da zenginleşmiştir. Sanat adeta sokaklara sinmiş, taşların arasında yeşeren otlarla birlikte hayatta kalmaktadır.
Bugün Sandima Köyü
Sandima, bugün Yalıkavak körfezine bakarak durmaktadır. Köy girişinde bir Yörük ailesi ile sokak hayvanlarıyla karşılaşmak mümkündür. Hemen başlangıçta bir mezarlık ve su sarnıcı bulunur. Yukarıya doğru ilerledikçe zamanında ne denli kalabalık bir köy olduğu kendiliğinden anlaşılır. Sol koldan ilerlenerek yamaçtaki taş evlere ulaşılırken, sağ koldan gidildiğinde köy okulunun bahçesine çıkılır.
Tek katlı ve geniş bahçeli bu okul binası, ziyaretçileri sessiz bir dalgınlığa iter. O bahçede oturan biri, bir zamanlar koşuşturan ve kahkaha atan çocukların seslerini neredeyse duyacakmış gibi hisseder. Ömer Lütfü Efendi'nin yaptırdığı köy çeşmesi hâlâ akmaktadır; kendisi Sandima Köyü'nde doğmuş Osmanlı şeyhüslamlarındandır. Okul binasının içine girilmesi önerilmez: yapı yaklaşık 80 yıllık olup rutubetin etkisiyle tabanlar çökmüş, duvarlar dağılmıştır.
Sandima Köy Okulu
Köy okulu, Sandima'nın en çarpıcı yapılarından biridir. Harika bahçesi ve sağlam görünen dış cephesinin aksine içi oldukça tehlikeli bir hal almıştır; sınıf tabanları çökmüş, duvarlar zor ayaktadır. Fotoğrafçılar ve belgesel niteliği arayanlar bu yapıyı dışarıdan da yeterince etkileyici bulmaktadır. Terk edilmişliğin sokaklara çöktüğü hüzün burada en yoğun biçimde hissedilir; yaşanmışlıklar gözlerin önünde canlanır ve bu güzelliğin bir gün koruma altına alınması için içten bir arzu uyanır.
Sandima Köyü Projeleri
Bodrum Belediyesi ve bazı yerel girişimciler, Sandima'yı koruma altına alıp açık hava müzesi ya da sanat köyüne dönüştürmek amacıyla çeşitli projeler geliştirmektedir. Taş evlerin restore edilerek sanat atölyelerine dönüştürülmesi, etnografya sergileri açılması, yürüyüş yolları ile izleme teraslarının düzenlenmesi ve kültürel etkinliklere zemin hazırlanması bu planlar arasında yer almaktadır. Projeler henüz uygulama aşamasına geçmemiş olsa da Sandima, sakin ve geçmişe açılan kapısıyla Bodrum'un en özgün köylerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Sandima Köyü'nden Ayrılırken
Köyden ayrılmadan önce sokak hayvanları için yanında bir şeyler getirilmesi yerinde bir düşünce olur; onların belediye hizmetlerinden yararlanamadığı bu alanda ihtiyacı olduğu açıktır. Çevrede rastlanan çöpler toplanabilirse köyün o el değmemiş hali korunmuş olur. Belediye bu bölgeye hizmet vermemektedir; bu yüzden ziyaretçilerin küçük dokunuşları zamanla büyük bir fark yaratabilir. Sandima, özensiz bir ziyaretçinin dikkatsizliğiyle bozulamayacak kadar ince bir denge üzerinde durmaktadır. Bodrum'a yapılan her seyahatin, bu sessiz tanığı da kapsayan bir rotayla tamamlanması, hem tarihsel hem insani bir sorumluluktur.