Gezi Rehberi

Eski Bodrum: Halikarnas Balıkçısı, Zeki Müren ve Dalavera Mehmet

Editör 10 April 2026 1 okuma
Eski Bodrum: Halikarnas Balıkçısı, Zeki Müren ve Dalavera Mehmet
Eski Bodrum tarihi fotoğraf - beyaz badanalı evler ve dar sokaklar

Eski Bodrum derken akla hemen antik çağlar ve taş sütunlar gelir; oysa bu satırlarda yolculuk çok daha yakın bir tarihe uzanıyor. 1920'lerden itibaren şekillenen Bodrum'un kimliğine, o günlerin sessiz sokaklarında yaşayan insanlara ve bu kasabayı dünyaya tanıtan isimlere bakış atılıyor burada. Zamanın Bodrum'luları nasıl geçimini sağlıyordu, Dalavera Mehmet kimdi, Cevat Şakir'in Bodrum'u seçmesi ne anlam taşıyordu? Tüm bu sorular, ince bir tarih seyahatiyle yanıt buluyor.

Bodrum Yakın Tarihi

Bodrum'un yakın tarihinin fitilini, 1770'te Rus donanmasının kasabayı bombalaması ateşler. Ardından uzun bir sessizlik gelir; Anadolu'nun pek çok köyü gibi Bodrum da kendi kaderine bırakılır. Birinci Dünya Savaşı'na dek adeta unutulur. 1915'te Fransız zırhlısının topları yeniden bu coğrafyaya değer; 1919'da ise şehir İtalyanlar tarafından işgal edilir. İtalyanlar yaklaşık iki yıl kalır ve 5 Temmuz 1921'de Kurtuluş Savaşı'nın rüzgârıyla çekilirler. Sonrasında Bodrum, yeniden derin bir sükunete bürünür.

O yıllarda halk geçimini ağırlıklı olarak balıkçılık ve süngercilikle sağlar; engebeli arazi tarım ve hayvancılığı sınırlı tutar. Bununla birlikte çevre yörelerden getirilen badem, tütün, incir ve üzüm gemilerle başka şehirlere ve ülkelere taşınır. 1928'de Milas ile Bodrum arasında açılan ilk karayolu, kasabanın kaderini kökten değiştirmeye yetmez; ancak Bodrum bu yolla ilk kez deniz dışında da dış dünyayla buluşur.

Eski Bodrum: Mandalina ve Muhacirler

1950'li yıllara gelindiğinde mandalina bahçeleri filizlenmeye başlar. Cumhuriyet'in ilk döneminde Girit'ten göç eden muhacirler, ticari yaşama canlılık katar ve yerli halka örnek olur. Bu yıllarda Bodrum, ileride adından söz ettireceği bir misafiri de bağrına basar: Girit'ten sürgün edilen Cevat Şakir Kabaağaçlı, yani Halikarnas Balıkçısı.

Halikarnas Balıkçısı Dönemi

Cevat Şakir, ilk sürgün cezasının bir bölümünü Bodrum'da tamamlar; kalan kısmı için İstanbul'a gönderilir. Ama o, geri döner. Ölünceye kadar 25 yıl Bodrum'da yaşar. Katkıları sayısızdır: İzmir'den yüze yakın tohum çeşidi getirir, tarımın zenginleşmesine zemin hazırlar. Sanat ve edebiyat dünyasından dostları sık sık onu ziyarete gelir. Bodrum'da turizmin başlangıç noktası olarak bu ismin kasabaya ayak basması gösterilir; haklı bir kabul.

Cevat Şakir Bodrum'a Şiir Yazmadı, Bodrum'u Şiir Yaptı

1925'te sürgün kararıyla geldiği bu küçük balıkçı kasabasına öylesine tutulur ki, cezası bittiğinde İstanbul'a dönmez. Bodrum, onun kaleminde bambaşka bir kimlik kazanır. Peki bu dönüşümü bu denli güçlü kılan neydi? Denizin maviliği, mandalina kokusu, balıkçı teknelerinin sakinliği ve güneşin tene değen huzuru... Onun eserlerinde bu doğa, bu tarih ve bu insanlar içten bir sevgiyle işlenir. Ve o sevgi, zamanla yayılır. Yazarlar, sanatçılar, hayalperestler, özgür ruhlar Bodrum'a akar.

Halikarnas Balıkçısı için Bodrum, bir coğrafyanın çok ötesinde bir yaşam felsefesiydi. Bugün Bodrum'da her esintide, her kayıkta, her taş evin gölgesinde onun ruhu gezinir. O olmasaydı, belki Bodrum hâlâ yalnızca bir balıkçı kasabasıydı. Ama onun kalemi, bu kasabanın adını dünya haritasına yazdı.

"Yokuş başına geldiğinde Bodrum'u göreceksin, sanma ki sen geldin, Bodrum sana gelecek…" — Halikarnas Balıkçısı

Onun bıraktığı bu miras, Bodrum'daki hayatı biçimlendirdi. Bir tatil beldesi olmaktan öte; bir yaşam tarzı, bir özgürlük, bir içsel huzur olarak şekillendi Bodrum'un gerçek anlamı. 2026 yılında da Halikarnas Balıkçısı'nı anma etkinlikleri Bodrum'da düzenlenmekte; Nisan ayında Gümbet'teki mezarı başında anma törenleri ve 'Merhaba Günü' kapsamında çeşitli kültür programları gerçekleşmektedir.

Zeki Müren Bodrum - efsanevi sanatçının Bodrum ile bağı

Zeki Müren ve Bodrum

1967'de Zeki Müren'in Bodrum'a gelişiyle birlikte tüm Türkiye'nin gözü bu yarımadaya çevrilir. Müren her yeni plak çıkardığında Türkiye'de bir cinsiyet devrimi yankılanır; Bodrum ise bu dalgayla birlikte çok daha geniş kitlelerin gündemine girer. Bardakçı Koyu'nun efsanesi ağızdan ağıza yayılır; herkes, gençliğin ve dinginliğin sırrını bu koyda arar gibi oraya akın eder.

1974'te ise Muğla Valisi Özer Türk, Bitez sırtlarındaki yeşil tepeye el atar. Kamyonlar ve iş makineleri o sessiz tepede toz-duman koparır; bugün Aktur Sitesi olarak bilinen yapılaşma, Ankaralı bürokratlar ve siyasetçiler için ortaya çıkar. Bodrum'un masum doğasındaki ilk büyük gedik bu şekilde açılır.

Talan ve İstila Dönemi

80'li yıllar Bodrum'da turizmin tam anlamıyla patladığı dönemdir. İstanbul sermayesinin gözü pek yatırımcıları, bu bakir coğrafyayı fırsat olarak görür ve toplu bir istilaya girişir. Dünyanın önde gelen turizm destinasyonlarının hiçbirinin yaşamadığı türden bir tahribat Bodrum'da baş gösterir ve süregider. İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerdeki toplam beş yıldızlı otel sayısının yalnızca Antalya'dakinden daha az olması, bu anlayışın nereye taşındığını göstermektedir. Oysa gerçek turizm, butik kalır; yerel halkı büyütür; otantik kültür yüksek gelir grubundan ziyaretçileri çeker.

Bodrum'un bu süreçte tüm 'yok edilme' aşamalarını tamamladığı ve artık yoğun göç alma dönemine girdiği düşünülüyor. Mevcut ekonomik döngü herkese yetmeyeceği için sanayileşmenin kaçınılmaz bir sonraki adım olacağı öngörülüyor. Bu gidişatla Bodrum nüfusunun 600 bini aşarak zamanla tüm özgün niteliklerini yitirmiş, içi boşalmış bir turizm kentine dönüşebileceği kaygısı taşınıyor. Datça, Dalaman, Seferihisar ise sırada bekleyen kıyı kentleri olarak bu tehdidin gölgesinde duruyor.

Dalavera Mehmet

60'lı ve 70'li yılların o dingin, cennet gibi Bodrum'una dönüldüğünde, bu kasabanın rengini veren isimlerden biri öne çıkar: Dalavera Mehmet. Bodrum'da herkesin tanıdığı, elinden her iş gelen bir halk adamı. Patlayan borunun güzergâhını bulmak mı gerekiyor, kurumaya başlayan ağaca bakmak mı, hatta eski mezarın nerede olduğunu bulmak mı? Cevap hep aynı: Dalavera Mehmet'i çağır. Dam akıyorsa, tuvalet patladıysa, akla ilk o gelir.

Giritlilerden gelen, tam anlamıyla Bodrum'a özgü bu halk figürü üzerine Baskın Oran'ın kaleme aldığı bir kitap bile bulunuyor. Kitapta Mehmet'in kendi ağzından aktardığı şu anı, onun o biricik karakterini gözler önüne serer:

"Şimdi, biz iki kişi gideriz, içki içiyoz de mi bura? Ben diyom, 'Şu evin yanında bekle beni'. Adam gidiyo. Babam bir-iki dane daha içiyo. Babam diyo ki, 'Ben, afedersin, bi su dökem gelem, hesabı ödeyem'. Bi kaçar, para ödemeden, öle. Öteki lokanta öle, öteki lokanta öle, en sonunda lokantacının biri: 'Amma dalavera bu!' dedi, ordan babamın adı Dalavera kaldı. Bene de ordan gari, miras!"

Eski Bodrum ve Yeni Bodrum

Bodrum'un yakın geçmişi işte böyle katman katman açılıyor. Küçük bir yarımada olmasına karşın tarihi bu denli zengin ve derin olan başka çok az yer vardır. Fotoğraf makinesiyle Bodrum'un arka sokaklarına, dar yokuşlarına dalan biri, o günlerin tınısını hâlâ hissedebiliyor. Ali Dizdar'ın derlediği eski-yeni karşılaştırmalı fotoğraf galerisi bu değişimi yan yana sergileyerek geçmişin izlerini bugünün manzaralarıyla buluşturuyor.

Her gün yeni yerler, yeni hikâyeler, yeni yüzler keşfedilen bu yarımadada gezilecek-görülecek yerler tükenmez gibi görünüyor. Bodrum'un gerçek derinliğini anlamak isteyenler için en iyi başlangıç noktası belki de o dar sokaklardaki taş evlerin, eski yel değirmenlerinin ve Halikarnas Balıkçısı'nın bıraktığı izlerin peşinden gitmektir. Hayatı biraz yavaşlatmak, çevredekileri fark etmek; bunlar Bodrum'un o köklü ruhunun bugüne taşıdığı tek gerçek davet.

🔒

Devamını Görmek İçin Giriş Yap / Üye Ol

İçeriğin tamamını okumak, özel tavsiyelere erişmek ve rezervasyon avantajlarından yararlanmak için ücretsiz üye olun.

Keşfetmeye Devam Edin

Rezervasyon avantajları ve sana özel içerikler için ücretsiz üye ol.

BookGroup Hesabı Oluştur