
Bir zamanlar Meşelik Köyü'ne yerleşmeden önce, Güllük adının bile aklında yer etmediği günler varmış. Ama Boğaziçi Köyü, Güvercinlik ve çevre yarımadalar ona hep çekici gelmiş; her hafta sonu haritasız, plansız, adeta pusula olarak sezgisini kullanarak yollara düşmüş. Dağ yolu mu, köy yolu mu demeden ilerlemiş. Arabanın altını kaç kez taşa vurduğunu bile hatırlamıyor artık.
Kaybolmak, ona hep iyi gelmiş. Bu yazının hikayesi de tam olarak o kaybolma anından doğuyor; çıkmaz yolların, yağmurun ve yorgunluğun ardından kendini Güllük'te bulan birinin izlenimlerini aktarıyor.
Güllük Nerede?
O gün sabah kahvaltısını Kos manzarasına karşı, yani yeni evinin şirin balkonunda yapmış. Güvercinlik ile Boğaziçi Köyü arasında sol tarafa kıvrılan iki yolu daha önce fark etmiş; ama hava karardığı için gitmekten vazgeçmişler. O gün rotaları belli olmuş. Güllük hakkında hâlâ hiçbir şey bilmeden yola çıkmışlar.
Öğleden sonra hareket edip Bodrum Havaalanı kavşağına geldiklerinde, Kıyı Kışlacık tarafına çıkacaklarını tahmin etmiş. Sola dönerken yol yapım çalışması yüzünden yan bir yola geçmek zorunda kalmış. Asfalt, temiz ve manzaralı bir yolmuş. Birkaç stabilize yola girip çıkmışlar; sonuncusu ise önce geniş görünen, ardından ancak bir traktörün sığabileceği dar bir patikaya dönüşmüş.
Ormanda Kayboluş
Ağaçların sıklaştığı, yol yerine taşlığın geçtiği bir noktaya gelmişler. Ne ileri ne geri gidilebiliyormuş. Dar ve kaygan zemin geri dönmek için bile elverişsizmiş. Zaman zaman ormanın içine kıyısından dokunarak, zaman zaman yolu ortalayarak ilerlemiş; ta ki devrilmiş bir ağaç yollarını kesene kadar.
Önünde boylu boyunca uzanan bir ağaç, çiseleyen yağmur, hafif kararmış bir hava, kaygan zemin. Tam bir film karesi. Cep telefonunun çekmediğini görünce beklemekten başka seçenek kalmamış. Engebeli arazide hareket etmek daha riskli olurdu; bu yüzden yağmurun durmasını, belki yerlerin kurumasını beklemeye karar vermiş.
Yağmur hâlâ dinmezken rüzgâr da ona eşlik etmeye başlamış. Altından ufak ufak akmaya başlayan su, dere yatağında olabileceklerini düşündürmüş. Aracı çalıştırmış; iki ağacın arasından 7-8 metre ormanın içine doğru çekmiş. Toprağın yumuşak olduğu bu noktada suyu emerek olası bir sürüklenmeyi önleyeceğini hesaplamış. Bir saat sonra yağmur durmuş, güneş sol camdaki köşesinden içeri sızmaya başlamış. Zar zor manevra yaparak geldikleri yöne dönmüşler.
Ana Yola Dönüş
Birkaç dakika geçmeden temiz orman kokusunu almak için araladığı camdan geçen araçların sesini duymuş. Ağaçların arasından ana yol görünüyormuş; yalnızca 20 metre ötedeymiş. Sorunsuz biçimde o yola ulaşmışlar.

Güllük: Minyatür İzmir
Medeniyet, zorlu bir etabın ardından bambaşka bir anlam kazanır. Yokuş aşağı sola kıvrılan yoldan inerken batan güneşin tüm ihtişamını ve adını o an hâlâ bilmediği Güllük'ü görünce, ikisinin de ağzından istemsizce 'wooaaw' çıkmış. Küçük bir İtalyan sahil kasabasını andıran o büyüleyici görünüm karşısında algısı bir an için Kordon'a çıktığı yanılgısına düşürmüş onu. Yağmur sonrası berraklık ortalıktaydı. Palmiye ağaçları, sahil ve rüzgâr; her şey yerine oturmuştu.
Arabayı sahile park edip acıkmış midelerini doyuracak bir yer aramışlar. Güllük, yeme içme konusunda çok geniş bir çeşitlilik sunmuyor ama sahil boyunca sıralanan balıkçı restoranları ve yeni nesil kafeler bu ihtiyacı karşılıyor. Yerli halkın önerdiği Pavurya ve Kırçın Restoranı öne çıkarken, denizden biraz daha geride konumlanan Anchor Restaurant da bölgede tanınmış bir adres olarak biliniyor.
Güllük'te Gezilecek Yerler
Güllük küçük. Bodrum'un bir mahallesi büyüklüğünde diyebilir ona göre. Sarı boyalı, şirin bir belediye binası var; hemen önünde meydan ve park. Oradan ara sokağa sapıp sola, deniz kenarına çıkıldığında genişletilmiş bir liman karşılar ziyaretçiyi. Güllük Limanı eskiden çok daha mütevazıymış; şimdiyse sahil boyunun önemli bir bölümüne yayılmış. Sağa doğru ilerlendikçe balıkçı kayıkları, taş evler ve yeni nesil kafeler sıralanıyor.
Güllük sırtlarında yükselen yeni evler de dikkat çekici. Ege mimarisiyle doğaya uyumlu bu yapılar, kasabaya zaman zaman İtalyan köyü havası katıyor. Bodrum'da işi olan birinin Güllük'te yaşayıp yaşayamayacağı sorusu ise aklını kurcalayan sorulardan biri olmuş. Aralarındaki mesafe yaklaşık 30 km; trafik olmadığında bu yol 40 dakikada alınıyor, dahası rotanın tamamında deniz ve orman manzarası eşlik ediyor. Ona göre, neden olmasın.
Hermiyas Efsanesi: Bir Dostluğun Ölümsüz Hikayesi
Güllük sahilinden sağa doğru yürürken uzaktan denizin üzerinde asılı gibi duran bir heykel göze çarpar. Yaklaştıkça belirginleşen bu figür, Hermiyas'ın heykelidir. Ve yanına varıldığında, 3 bin yıl öncesinden süzülen bir hikaye fısıldar.
Muğla'nın Güllük Iosos kasabasında yaşandığı söylenen 'Yunus Balığı ile Hermias' efsanesi, Ege Denizi'nin en güzel çocuğu olan Hermiyas'ın öyküsünü anlatır. Güllük körfezinde herkesin birbirini tanıdığı, acının da sevincin de ortaklaşa yaşandığı bir topluluk varmış. Hermiyas, bu topluluğun en güzel çocuğuymuş. Annesinden başka kimsesi yokmuş; annesi de onu her türlü tehlikeden korur, yanından ayırmazmış.
Bir yaz günü arkadaşları onu denize çağırmış. Annesi izin vermemiş; çocuklar alay etmeye başlamış. Bunu gören annesi dayanamayıp 'Haydi sen de git, ama açılma' demiş. Hermiyas sevinçle suya atlamış. Ege'nin tuzlu suları çocuk sesleriyle dolmuş. Bir süre sonra kıyı yeniden şenlenmiş; ama aralarında Hermiyas yokmuş.
'Hermiyas'ı Ege aldı' diye herkes kıyıya koşmuş. En usta balıkçılar denize açılmış, körfezin her karışı taranmış. Ama Hermiyas bulunamamış. Zavallı annesi oğlunun yokluğunu reddetmiş ve dönüşünü beklemeye başlamış. Günlerden bir gün telaşlı bir balıkçı kıyıya koşmuş: 'Gördüm, Hermiyas'ı gördüm!' demiş. 'Neden getirmedin?' diyenlere, 'Yunusun sırtındaydı; yaklaştıkça dalıp uzaklaşıyordu' diye yanıtlamış. Kimse inanmamış.
Ama o gün gelmiş. Hermiyas, kumsalda sessizce yatıyormuş. Yanı başında yunusuyla birlikte. Yaşlı bir Güllüklü topluluğa şöyle demiş: 'İşte dostluk budur. Yunusun yüzgeci Hermiyas'ın canını aldı; ama o, dostunu bırakmadı. Yaşamda da ölümde de birlikte kalmayı seçti.' Etkilenen halk, ikisinin altın yontusunu yaptırmış; sikkelerine kazımış. Onları ölümsüzleştirmiş. Selçuk Müzesi'nde teşhir edildiği söylenen o küçük heykelcik, bu anının simgesi olarak bugün de varlığını sürdürmektedir. Hermiyas ile Yunus, evrensel bir dostluk efsanesidir.
Güllük Restoran ve Kafe Rehberi
Bodrum Yarımadası'nın kuzey ucunda konumlanan Güllük, sakin limanı ve sahil boyunca sıralanan mekanlarıyla Ege'nin en huzurlu noktalarından biri. Balık restoranlarından kahve duraklarına kadar yerel lezzetleri deniz manzarası eşliğinde tattıran bir atmosferi var.
Restoranlar
Kırçiceği Balık Restaurant — Güllük sahilinde taze deniz ürünleriyle öne çıkan salaş ve samimi bir mekan. Meze çeşitleri ve deniz manzarasıyla özellikle akşam saatlerinde tercih ediliyor. Güllük Marina Restaurant hem marina manzarası hem de zengin Ege mutfağı menüsüyle biliniyor; taze balık ve zeytinyağlı lezzetler ön planda. Hasan Usta Balık Evi bölgenin köklü balık restoranlarından biri; günlük balık çeşitleri ve denize karşı sade masalarıyla sıcak bir atmosfer sunuyor. Harem Restaurant deniz mahsulleri, et ve mezeler konusunda zengin bir menüye sahip; Güllük Limanı'na yakın konumuyla yürüyüş sonrası ideal bir durak. Tarihi Güllük Köftecisi ise balıktan farklı bir lezzet arayanlar için; ev yapımı köfte, piyaz ve ayranla sade ama doyurucu bir alternatif.
Kafeler
Cafe Nova modern dekoruyla gençler arasında popüler bir durak. Sea You Cafe sahil hattında, kahvaltıdan akşamüstü kahvesine kadar gün boyu keyifli bir manzara sunuyor. Marina Coffee House marina manzaralı konumuyla kahve severler için sakin bir mola noktası. Pupa Cafe & Bistro atıştırmalıkları ve tatlılarıyla akşamüstü oturup deniz havası almak isteyenlerin adresi. Güllük Sahil Pastanesi ise çay, kahve ve geleneksel Türk tatlılarıyla klasik bir sahil durağı.
Güllük, sessiz ve sakin; ama içinde tuhaf bir canlılık barındıran, hüzünlü bir neşesi olan bir yer. Hermiyas'ın efsanesi, o genişletilmiş limanın durgun suları ve ormanla iç içe geçmiş sırt evleri, bu kasabayı Bodrum'un gürültülü kalabalığından ayıran şeylerin tam da kendisi. Ziyaretçisine hiçbir şey vaat etmeden her şeyi veriyor.