
Bodrum yokuşuna çıktığında içinde birbiriyle çelişen duygular taşıyordu. Bir yanda heyecan, öte yanda bitmişliğin verdiği o tuhaf huzur. Mağlup edilmiş ama savaşı nihayete ermiş bir insan gibi sessizdi. Tam o anda Halikarnas Balıkçısı'nın dizelerini gördü; yokuşbaşındaki o tanıdık satırlar onu kendine getirdi. Tevfik Fikret'ten selam getirmişti ona; Ertan arabayı hızla sürerken camdan elini çıkarıp o selamı çakması boşuna değildi.
"Bodrum'a yerleşmek he" diye içinden kurduğu monoloğu Ertan bozdu: "Burada yaşayacaksın he bro." Gülümsedi, yüzüne baktı ama yanıt vermedi. Çünkü cevabını aradığı, henüz bulamadığı çok fazla soru vardı aklında.
Mesela 35 yaşında bir adam, en verimli döneminde metropol kariyerini bırakıp iki bavul kıyafet, üç beş kitap ve birkaç anısı olan eşyayla Bodrum'a gelmeli midir? Daha bıçak sırtı sorular da var, ama bunlar başka bir günün konusu. "Her tür varoluşsal sorgulamayı yapıyorsunuz böyle zamanlarda. Tek sorun şu, hiçbir cevap tam doğru gelmiyor."
Kardeşinden başka kimseyi tanımıyordu Bodrum'da. Bir süre onun yanında kalır, sonra başının çaresine bakar diye düşünürken Ertan "geldik" dedi. Bir arabaya sığacak kadar eşyasını bahçeye taşıdı, Ertan'ı uğurladı ve kaldı yalnız. Bahçeye geri döndüğünde, 35 yıllık bir hayatın ve 12 yıl süren bir evliliğin geriye bıraktığı üç beş parça eşyayla yüzleşti. Sessizce, bir kez daha.

Bodrum'da Yeni Bir Hayat
Onun hikâyesi için söylenebilecek en doğru şey belki de şu: "Bazen olmuyor; ama öyle güzel olmuyor ki, ancak bu kadar güzel olmayabilirdi." Cervantes bunu çok daha güzel özetlemiş aslında, yaşamın tüm ayrıntılarını: "Ruhunuz bir şövalye ise, sizin olan her şeyi, hatta hayatınızı dahi verebileceğiniz birileri ile yolunuz kesişmiş olmalı şimdiye dek ve siz bunu yaptığınızda hiç rahatsızlık duymazsınız."
Evde kimse yoktu, herkes işe gitmişti. Derin bir nefes aldı, bir bira açtı, sigara yaktı. İçinden konuştu kendisiyle: "Evet, işte Bodrum. İşte hayatının ilk günü. Belki de son günü de burada olacak. Şimdi gerçek olan tek şey var: her şey bitti ve geride kaldı. Sen ve Bodrum varsın; artık yeni bir şiir yazmalısın."
Gözü gitarına takıldı; eşyaların arasında piyanonun omzuna adeta yaslanmış duruyordu. Onları görünce kendini daha da yalnız hissetti. Böyle anlarda insan gelecek için büyük hayaller kuruyor, ama yarın ne yapacağını bir türlü planlayamıyor. Peki bu ikisi bir arada nasıl var olabiliyor?
Kaosun İçindeki Düzen
İçindeki boşluğu dolduracak kayıp parçanın Bodrum'da olduğuna duyduğu inanç, başına geleceklere olan merakını körüklüyor. Kimilerinin kader, kimilerinin karma dediği, onun ise henüz isimlendiremediği, kaosun içindeki o düzen onu neden Bodrum'a getirmişti? Bunu zaman gösterecek. O, burada yazmaya devam ediyor; ve aradan yaklaşık dört yıl geçmiş olmasına karşın hikâye hâlâ devam ediyor.